İçeriğe geç

Etiyopya kimin somurgesi ?

Etiyopya Kimin Sömürgesi? Bir Hikaye, Bir Umut

Kayseri’de, karanlık ve soğuk bir akşamda otururken, ellerim hâlâ soğuk, ruhum hâlâ gergin. Düşüncelerim, farklı bir coğrafyadaki bir halkın dramına kaydı. O halk, Etiyopya. Bir zamanlar özgürlüğü için savaşan, ama sonunda başka bir gücün gölgesinde ezilen bu topraklar, beni neden bu kadar derinden etkiliyor?

Bunu anlamak için, kaybolan bir hatıraya, belki de kaybolmaya yüz tutmuş bir geçmişe, gitmem gerekiyor. O anı tekrar yaşamalıyım.

Bir Savaşın Göğsündeki Yara

Herkesin bildiği bir gerçek vardır; Etiyopya, tarihsel olarak dünyanın en eski uygarlıklarından birine ev sahipliği yapıyor. Ama bir de sömürgeci güçlerin dokunuşları var ki, işte onlar, o kadar büyük bir yara açtı ki; tarih boyunca hemen her halk gibi, Etiyopya da bir şekilde kimliğini sorgulamak zorunda kaldı. Ancak, bir sabah uyandığımda, o sabahı hatırlıyorum, hayal kırıklığımı bir kez daha hissetmiştim.

O gün okulda bir tarih dersi vardı. Öğretmenimiz, Etiyopya’nın sömürgeleştirilmediği nadir Afrika ülkelerinden biri olduğunu söylemişti. Tüm sınıf alkışlamıştı. Ama ben, içimde bir tedirginlik hissettim. “Nasıl olur?” diye sormuştum. “Etiyopya, bir sömürge olmamışsa, bir sömürgeci gücün etkisi altına girmemişse, o zaman bu kadar acı nasıl anlatılır? Bu kadar travma nasıl yaşanır?”

O gün, öğretmenim biraz duraksayarak, “Etiyopya tarihi bir başarı hikayesidir,” demişti. Ben de, tarihi bir başarı hikayesi olmayı bırakalım, insanın acılarını konuşalım demek istedim ama içimdeki sessiz çığlık, ne yazık ki dışarıya yansıyamadı. Sadece düşünmeye devam ettim. Hangi gücün acımasızca, bir halkın kimliğini silmeye çalıştığını, hangi iktidarın önde gelen “düşmanları” nasıl şekillendirdiğini… Ama burada esas soru, gerçekten kim sorumlu?

Bir Gece, Bir Yolculuk

O gece, Kayseri’nin soğuk caddelerinde yürürken, kulaklarımda öğretmenin söylediği kelimeler yankılanıyordu: “Etiyopya, hiçbir zaman bir sömürgeye uğramamıştır.” Tüm bunlar gözümde belirmeye başladığında, bir an durdum ve düşündüm: “Gerçekten mi? Eğer o zaman, başka bir gücün etkisi yoksa, neden bu kadar çok yok olmuş tarih, kaybolmuş bir kimlik var?”

O an, işte tam o an, Etiyopya’nın sömürgeci güçlerden nasıl bir şekilde etkilenmiş olduğunu fark ettim. Bunu bir gözyaşı gibi, yavaşça ama kesin bir şekilde hissettim. Sömürgeciliğin yüzü, doğrudan olmasa da, her adımda, her köşe başında geçmişin izlerini sürükleyerek Etiyopya’ya girmişti. Bunu artık net görüyordum. 19. yüzyılda başlayan dönemin etkisi, aslında Etiyopya’nın kaderinde bir kırılma noktasıydı. Herkes, “İngiltere, Fransa, İtalya…” diyor ama gerçekte kimse bir şeyi net şekilde söylemiyordu. İtalya’nın yarım yüzyıl boyunca orada yaşadığı işgalin ne kadar sarsıcı olduğunu kimse anlatmıyordu.

Sömürgecilik, bazen görünmeyen, ama hep hissedilen bir yaradır. Çoğu zaman bıçakla kesilmiş gibi görünmez, ama yaralar hep kalır. Bu, bir halkın hafızasında, kültüründe, dilinde, yerleşim alanlarında derin izler bırakır. O gece, Kayseri’nin sokaklarında yürürken, ben de Etiyopya halkının nasıl bir “sömürge” haline geldiğini tam olarak anlamıştım. Başkalarının egemenliğinde hürriyetini kaybetmiş bir halk, içsel bir boşlukla, kimlik bunalımına girebilir. İşte bu kaybolan kimlik, tarih boyunca yaşananların, yaşanmamışların gölgesinde her zaman saklanmıştı.

Bir Yıkımın Anlamı

Bu düşünceler içinde kaybolmuşken, sabah olduğunda, gözlerimde hala bir tedirginlik vardı. Akşamki yürüyüş, bende derin bir iz bırakmıştı. Öğretmenimizin söyledikleri de, hâlâ kafamda dönüp duruyordu. Gerçekten kimse bilmiyor muydu? O zamanlar Etiyopya halkı, sömürgeci güçlerin boyunduruğunda mıydı? Hem de yıllarca süren bir savaşın, bir işgalin gölgesinde?

Sonra bir gün, eski bir fotoğraf albümünde, bir Etiyopyalı kadının yüzüne takıldım. O kadının gözlerinde öyle bir şey vardı ki, o kadar derin bir acı vardı ki, kalbim sıkıştı. Hangi gözlerde bu kadar keder olabilir ki? Fotoğraf, beni Etiyopya’nın tarihiyle yüzleştiriyor ve yüzleştirirken de hissettiklerimi tarif etmek çok zorlaşıyordu. O kadının gözleri, tüm sömürgeci tarihin ardındaki kaybolan bir halkı anlatıyordu. Her şeyin bir iz bıraktığını, her bir damla kanın ne kadar acı verdiğini, nasıl bir halkın onuru kırıldığında, tüm dünyanın da bu kırıklığı hissettiğini gösteriyordu.

O kadının gözlerinde gördüğüm öfkeyi ve direnci hissediyorum. “Beni kimse köle yapamaz,” diyordu o gözler. O gözler, tarihin derinliklerinden çıkıp, geçmişin travmalarını bir kez daha hatırlatıyordu. Ama en önemlisi, o gözler “biz hala varız” diyordu.

Sömürgecilik Bitti Mi?

Bugün sorulması gereken asıl soru, o zaman sorulması gereken sorudan çok daha farklı. Etiyopya’nın yüzü, tarih boyunca değişmiş olabilir. Ama o kadının gözleri hala gözümün önünde. Beni bırakamaz. Her zaman o soruyu soracağım: Etiyopya kimin sömürgesi? Gerçekten, bir halkın tüm özlemleri ve tarihî mücadeleleri, kimseye ait olmayan bir tarihin parçaları haline gelir mi?

Ve belki de en önemli soru: “Gerçekten kimse sorumlu değil mi?”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
https://tulipbett.net/