Kuduzu Hangi Hayvanlar Taşır? Kayseri’den Bir Hikâye
Kayseri’de bir sabah, solgun ışıklar henüz şehir üzerini sararken, annem telefonla aradı. Sesinde bir tuhaflık vardı, sanki tam anlamadığım bir şeyler vardı. “Bir köpek var, bir şeyler yapıyor, dikkat et,” dedi. O an, sanki her şey normalmiş gibi dinledim, ama günün geri kalanında neler yaşanacağını düşünemedim. Her şey bir anda tersine dönecekti ve o sabahı, yıllar sonra bile unutamayacaktım.
Kuduzdan bahsedeceğiz, değil mi? Ama ben size öncelikle bir köpeğin hayatımı nasıl değiştirdiğini anlatmalıyım. Çünkü kuduz, sadece teorik bir hastalık değil, gözlerinizin içine bakarak sizi korkutan, dokunduğunda ellerinizi titretmeye sebep olan bir gerçekti.
Sabahın İlk Işıkları ve Bir Köpeğin Korkusu
O sabah Kayseri’nin soğuk havası her zamanki gibi beni rahatsız etti. Kendimi sıcak tutmak için kat kat giyinmeye çalıştım, ama annemin sesi geldiğinde o giydiğim montlar bir anda ağırlaştı, kollarım bıçak gibi kesilmeye başladı. “Bir köpek var, bahçede dolaşıyor, sana yaklaşmasın, ne olur dikkat et,” dedi annem. O kadar basit bir cümle gibi geldi ki. “Ne olacak ki, bir köpek işte,” dedim, ama sesindeki korku, içine sakladığı şey, beni biraz ürkütmüştü.
Hızla evden çıktım, birkaç sokak ötedeki ekmek fırınına doğru yürürken, gözlerimi köpeklere çevirdim. Hiçbir şey fark etmedim. Yavaşça, her adımda daha da gerildim. Kayseri’nin dar sokaklarında, her köşe başı sanki daha karanlık olmaya başlamıştı. Aklımda bir şeyler dönüyordu. “Kuduz hangi hayvanlardan geçer?” diye düşünüyordum. O köpek bir tehlike taşıyor muydu? Ya gerçekten kuduzsa?
Kuduz hastalığı, her şeyden önce bir korku yaratıyor. Ne kadar okursanız okuyun, ne kadar bilgilenirseniz, o hastalık bir şekilde başka bir şekle bürünüyor ve her şeyde korkuya yol açabiliyor. Kuduzun en yaygın taşıyıcıları arasında köpekler yer alır, fakat sadece onlar değil; sincaplar, rakunlar, tilkiler, hatta bazen yarasalar bile bu hastalığı taşıyabiliyor. Benim kafamda sadece o köpek vardı. Bunu fark ettim, ama bir yandan da bir şeylerin eksik olduğunu hissettim. Annem de bana bu konuda uyarıda bulunmuştu: “Köpek kuduz olabilir, dikkat et.” Ama o an, bu bana sadece uzak bir düşünce gibi geldi.
Bir Koşu, Bir Yavaşlama
Fırına yaklaşırken, adımlarım hızlandı. Çalışanları tanıyordum. Beni görmek için sabırsızlanıyorlardı. O sırada, fırının önünden geçerken, bir köpeğin hareketini fark ettim. Ne kadar rahat yürüdüğünü, bana bakmadan bana doğru yaklaşmasını görmek, içimdeki ürküyü derinleştirdi. İleriye doğru daha dikkatlice bakınca, bu köpeğin bakışlarındaki garipliği hissettim. Yavaşça, sanki denizin kıyısında adım atar gibi, temkinli adımlar atmaya başladım.
Köpek çok yaklaşmıştı, birkaç metre kala durdu. Başını hafifçe eğdi, ama gözlerindeki boşluk ve huzursuzluk beni bir anda dondurdu. Bir an, hayatımda ilk kez, bu köpeğin kuduz olabileceği düşüncesi kafama kazındı. O korkuyu hissedebiliyordum. O korku her an yayıldı, çevremdeki hava, etrafımda sessizliğe bürünmüştü. Bir anda her şey garipleşti, içimi korku kapladı.
Bütün bildiğim şey, bu köpeğin kuduz olabileceğiydi. Kuduz, bir hayvanın salyasından, ısırığından ya da tükürüğünden geçebilen bir hastalıktı. Onun o boş bakışları, bir şeyin yolunda gitmediğini bana anlatıyordu. O an içinde bulunduğum kaygıyı hiçbir kelime anlatamazdı. Zihnimde kuduzun taşıyıcılarının kimler olduğunu tekrarlarken, kendimi köpeğin girmeye çalıştığı bahçeye doğru yönlendiriyordum.
Kuduzun Gerçek Yüzüyle Tanışmak
Kuduzlu bir köpek, etrafına korku salar. Onun başı döner, tüyleri kabarır, kontrolsüz bir şekilde hareket eder. Tüm bu işaretleri gördüğümde, o an ne yapmam gerektiğini düşündüm. Her şey yavaşladı. İçimdeki endişe daha da büyüdü. Koşmak, kaybolmak, gitmek istedim ama bedenim bir şekilde donmuştu. Aklımda tek bir şey vardı: Kuduz. O köpek gerçekten kuduz olabilir miydi?
O anda başka bir şey hatırladım. Küçükken büyükannem bana bir hikâye anlatmıştı. Bir gün bir köpek, hastalanmış ve kuduz olmuş. O köpek, köydeki çocukları ısırmıştı ve bütün köy karantinaya alınmıştı. Hikâyeyi o zaman eğlenceli bir masal gibi dinlemiştim, ama o köydeki çocukların korkusunu şimdi anlamıştım. O eski hikâyedeki insanlar gibi, ben de bu köpeğin kuduz olup olmadığını bilmeden yavaşça adımlarımı geri attım.
O kadar yakındım ki köpeğe. Kuduzun ne kadar hızlı yayıldığını düşündüm. Sadece köpekler değil, rakunlar, sincaplar ve daha pek çok hayvan bu hastalığı taşıyabilir. Yavaşça geri adım attım ve köpek hiçbir şey yapmadan geriye döndü. Derin bir nefes aldım. Gerçekten de bu olay benim için bir uyarıydı.
Korku ve Güven
İçimden geçen düşünceler her şeyden önce korkuydu. Kuduz, gerçekten de yaşamı tehdit eden bir hastalıktı. Her geçen saniye içinde, aklımda köpeğin tehlikeli olup olmadığı sorusu dönüyordu. Ama bir yandan da bir şey vardı: güven. İçgüdülerim bana doğru yolu gösterdi. O anda, hiçbir şeyin beni durdurmasına izin vermemeliydim.
Köpeği izlemeyi bıraktım. Tüm duygularım karışıktı. İçimde hissettiğim korku, daha önce duymadığım kadar netti. Ama aynı zamanda, o korkuya karşı koyma gücüm de vardı. Bilgimle hareket etmek, kuduzun taşıyıcıları hakkında öğrendiklerimi unutmayıp, bir adım geri atmak da benim sorumluluğumdu.
Kayseri’de o sabah, bir köpek bana kuduzun gerçek yüzünü gösterdi. Korku ve bilinç, ikisi bir araya geldi. Ama bu korkuyu nasıl yenebileceğimi öğrendim. Kuduz hakkında ne kadar çok bilgi edinirseniz edin, o korku her zaman olacak. Ancak korku, her zaman bir sınavdır; geçmeniz gereken bir engel.