Ten Rengi Neden Olur? Hem Düşündüren Hem Gülümseten Bir Konu
İzmir’de, deniz kenarında güneşin altına düşmeden yaşayabilen nadir insanlardan biri olarak, ten rengimi konuşmamak imkansız! Bunu yazarken bir yandan kahvemi içerken bir yandan da iç sesim “Bu konuya nasıl yaklaşsan acaba?” diye mırıldanıyor. Kafamda deli sorular var ama hepsini size yazarken dökeceğim. Hadi gelin, ten rengi neden olur sorusunun derinlerine dalalım, ama biraz da eğlenelim.
Güneşin Tenimize Yansıyan Yüzü: Güneşin Zararına Tanık Oluyoruz
Ten rengi, evet… bu karmaşık ama bir o kadar da doğal bir şeydir. Yani, güneş var, biz varız, cilt de var. Güneş ışığı cildimize vurduğunda, aslında cildimiz bizi korumak için melanin üretir. Kısacası, güneşe fazla maruz kaldıkça cildin korunma refleksi olarak bu melanin daha fazla üretilir. Yani daha fazla melanin, daha koyu bir ten demek. Bu kadar basit. Ama tabii, olay bu kadar basit değil. Güneşe saatlerce maruz kalıp, hiç güneş kremi sürmemenin, sonradan pişmanlıkla “Beyaz mı kaldım yoksa ben?” diye sormanın da ayrı bir derinliği var.
Hani bazen olur ya, güneşin altında saatlerce durup, dönerken aynada bakarsınız ve ‘Bana bir şey oldu!’ diyerek endişelenirsiniz. Aslında olan şu: Cilt, ışınlardan zarar görmemek için koyulaşıyor ama o esnada yediğimiz her yazlık yiyecek, içtiğimiz her bir bardak limonata da sağlığımıza bir zarar vermiyor tabii. Ne de olsa ten rengimiz bir noktada içsel bir hikaye!
Bir Güneş Kremi Almak Zor Mu? Neden Sürmüyorsun?
Yazın başından sonuna kadar kendimi tanımamış olabilirim ama bir noktada işin ciddiyetini anlayıp, ‘Güneş kremi mi?’ diye ciddiyetle soran 25 yaşındaki adam oldum. Ne zaman bronzlaşmak istesem, ertesi gün bir de bakarım ki; o ‘güneşin sıcak ve masum havası’ bir süre sonra ‘acımaya’ dönüşür. ‘Ama ben güneş kremi sürmemiştim’ dediğimde de arkadaşım bana bakıp “Aman, senin ten rengin zaten kendi başına bir güneş kremi gibiydi!” dedi. O an fark ettim ki, insanlar tek bir ten rengi için bile ayrı bir felsefe geliştirmiş!
O zaman ne yapıyoruz? Güneşe karşı savaş açıyoruz. Ama siz de benim gibi, bronzlaşmak istiyorsanız bile bir ton fazla dikkatli olun. Çünkü bazen kendimi o kadar güçlü hissediyorum ki, güneşin altına yatıp hemen sanki yaz tatili başlamış gibi kollarımı açarak ‘Hadi gel bronzlaşalım!’ diyorum. Ama sonra işler değişiyor. O bronzluk, bir gece önce hayalini kurduğum, sabahsa cildime ‘yavaşça’ oturan acı veren bir gerçekliğe dönüşüyor. Cilt, biraz fazla güneşin karşısına çıkınca hemen “Yavaş!” diye bağırıyor. O an bana, “Evet, sığır gibi bronzlaştım ama biraz soğuma zamanı geldi galiba,” dedirtiyor.
Yoksa Tene Göre Sevgiyi Artırmak mı Gerekiyor?
Ten rengi bazen bir insanın nasıl göründüğünden daha fazlasıdır. Güneşe karşı ne kadar dirençli olduğumuz, cildimizin güneşe ne kadar tepki verdiği aslında bir bakıma genetik mirasımızın da bir göstergesidir. Yani, annemle babam birer bronzlaşma uzmanı olmasalar da ben galiba birazcık genetik ya da şans sayesinde o bronz tonda takılıyorum.
Bir de mesela bazen, “Aaa, yazın bronzlaştın mı? Kızarmışsın galiba!” dediklerinde içimdeki konuşmayı duyuyorum: “Hayır, kızarmadım, ben sadece güneşe kızgınım!” O an, dünyaya karşı verdiğim savaşta melaninle savaş halindeyim. Ama gerçekte, her şeyin bir yansıması var. Bir bakıma her ten rengi, bir insanın yazın güneşle buluşmasından, kışın evde kalıp Netflix izlerken aldığı o ışıksız halinden de bir hikaye çıkarabilir.
“Ya Ben Nereye Gidiyorum?” İç Sesimle Mükemmel Yüzleşme
Güneşin altına yatıp saatlerce uyuyan bir insanın başına neler gelir, biliyor musunuz? Benim gibi bir insan için “Bir saat uyanayım” demek, “Bir saat uyuyacağım” demekle aynı şeydir. Aynı uyku düzeniyle bronzlaşmak! Sonra güneşin altından çıkıp aynada bakınca “Ha, bu kadar da olmaz” dediğinizde, gözlerinizde o bronzun tam ortasında kaybolmuş oluyorsunuz.
“Benim ten rengim niye bu kadar koyu oldu?” diye bakınca da diyorum ki: “Ya oğlum, kışın bu kadar fazla evde oturduk, yazın tabii biraz ışık lazım!” Ama sonuçta yüzleşiyorum: “İşte ben, ten rengimi güneşin tam altına yatarken buldum!” Hani çok kolay gibi görünüyor ya, aslında tek mesele bu değil. Dışarı çıkarken sadece ‘bronzlaşıyorum’ diyerek mutlulukla evden çıkmıyorsunuz. Aynada bir bakıyorsunuz, bir kısmınız bronz ama bir kısmınız, ‘Ya, burası neresi?’ diyeceğiniz kadar solgun.
Herkesin Ten Rengi Bir Hikayeyi Anlatır
Ten rengimiz bazen bizim bütün yaşam tarzımızı anlatabilir. Özellikle de bir insanın yaz kış geçirdiği yerler ve dışarıya olan tutumunu. Bir de bu aralar o kadar güzel yazlık yerler var ki, her yaz oraya gitmeye karar veriyorum. Ama, yaz sonunda gözlüklerinizi takınca, “Evet, gerçekten bu yaz bronzlaştım,” dediğinizde, biraz içim burkuluyor. Çünkü, bronsuz olmak gerçekten insanın ruhunu yaşatmak gibi. Ama ten renginiz, dışarıya ne kadar dışa açıldığınızı, güneşin o korkutucu ama bir o kadar da canlandırıcı ışınlarına nasıl karşı durduğunuzu anlatır.
Sonuç olarak, ten renginizle dalga geçebilirsiniz ama her tonun kendine özgü bir gücü vardır. O yüzden, şu soruya cevap ararken, “Ten rengi neden olur?” diye gerçekten anlamak gerekiyor ki; hem güneş ışınlarını hem de bedeninizi anlamalısınız. Ve bazen de, “Benim tenim de şu güneşin içinde yerini buluyor!” demek de bir özgüven olabilir, değil mi?